Nasreddin Hoca ve Kaybolan Güneş

Bir sabah Akşehir’de güneş doğmaz ve köy karanlığa gömülür. Köylüler çareyi Nasreddin Hoca’da arar, o da güneşin kayboluşunun sırrını çözmeye koyulur. Bir çoban, doğudaki bir mağarada garip bir ışık gördüğünü söyler ve oraya giderler. Mağarada güneşin ışığını saklayan bir kristal bulurlar, ancak ışığı geri getirmek için köylülerin hatalarını kabul etmesi gerekir. Köylüler vicdanlarını temizleyip birbirlerinden af dileyince, güneş yeniden gökyüzüne doğar.

ve Kaybolan Güneş

Bir varmış bir yokmuş, eski zamanlarda Akşehir’in bereketli topraklarında yaşayan, hem bilgeliği hem de nüktedanlığıyla ünlü Nasreddin Hoca varmış. Hoca, köy halkının dertlerine çare bulur, her soruna ince zekâsıyla yaklaşırmış. Ancak bir gün, öyle garip bir olay yaşanmış ki, tüm köy şaşkınlık içinde kalmış.

Bir sabah, güneş doğmamış! Köylüler gözlerini ovuşturarak dışarı çıkmış, ama etraf zifiri karanlıkmış. Günlerdir alışık oldukları sıcak güneş ışıkları, sabahları serçelerin cıvıltılarıyla birlikte doğan aydınlık, bu sabah yokmuş. Gökyüzü kapkaranlık, hava soğuk ve pusluymuş. Herkes korku ve endişeyle birbirine bakarken, içlerinden biri bağırmış:

“Hemen Nasreddin Hoca’ya gidelim! Bu işin sırrını o çözer!”

Köy halkı hep birlikte Hoca’nın evine gitmiş. Kapıyı çalmışlar, içeriden Hoca’nın uykulu sesi duyulmuş:

“Kimdir sabahın bu kör vaktinde kapımı çalan?”

“Hoca, kör vakit dedin ama ortalık zaten zifiri karanlık! Güneş doğmadı, ne yapacağız?” demiş köylüler.

Bunu duyan Hoca hemen uyanmış, elindeki lambayı yakarak dışarı çıkmış ve gökyüzüne bakmış. Gerçekten de güneş yokmuş! Bir süre sakalını sıvazlayarak düşünmüş, sonra başını sallamış:

“Vay canına, bu işte bir iş var! Güneş nereye gitti acaba?”

Köylüler endişeyle bakarken, Hoca birdenbire gülümsemiş ve demiş ki:

“Bu kadar basit bir mesele için neden endişeleniyorsunuz? Belli ki güneş kaybolmuş, öyleyse onu bulacağız!”

Ancak köylüler ne yapacaklarını bilememiş. Nasıl olur da koca güneş kaybolabilirmiş? Bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüp durmuşlar. Derken, Hoca derin bir nefes almış ve:

“Önce bir ipucu bulmamız gerek. Haydi, hep beraber gökyüzüne iyice bakalım. Belki güneşin nereye gittiğine dair bir işaret buluruz.”

Köylüler başlarını kaldırıp uzun uzun gökyüzünü incelemişler ama karanlıktan başka bir şey görememişler. Tam umutsuzluğa kapıldıkları sırada, köyün en yaşlı bilgesi olan Derviş Hasan ağır adımlarla yanlarına gelmiş ve demiş ki:

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Metehan ve Işık Kılıcı

“Dün gece rüyamda bir ses duydum. Dedi ki: ‘Güneşin kaybolduğu yerde, kaybolanların sırrı saklıdır.’”

Bunu duyan Hoca kaşlarını çatmış, sakalını sıvazlamış ve düşünmeye başlamış. Sonra birdenbire parlamış gibi olmuş:

“Evet! O zaman güneşi bulmak için kayıpların izini sürmeliyiz!”

Böylece Hoca ve köylüler, son zamanlarda kaybolan şeyleri hatırlamaya başlamışlar. Kimisi tavuğunu kaybetmiş, kimisi bir çömlek, kimisi de tarlasında büyümesi gereken mahsulün bir türlü büyümediğini fark etmiş. Hoca bunları dinledikten sonra, olayların ortak bir noktası olup olmadığına bakmış.

Sonunda, en genç çobanlardan biri korkarak demiş ki:

“Hoca’m, geçen gün köyün doğusundaki mağarada garip bir ışık gördüm ama korkup yaklaşamadım. Acaba orada mı?”

Bu sözleri duyan Hoca hemen heyecanlanmış:

“Bize ışık lazımsa, ışığın olduğu yere gitmeliyiz! Hadi, mağaraya bakalım!”

Hoca ve köylüler ellerinde fenerlerle mağaraya doğru yürümüşler. Mağaranın önüne geldiklerinde, içeriden hafif bir ışık süzülüyormuş. Hoca dikkatlice içeri bakmış ve gözlerine inanamamış: Dev bir , mağaranın içinde ışık saçıyormuş. Ama bu sıradan bir ışık değilmiş; tıpkı güneş ışığı gibi altın sarısı ve sıcacıkmış!

Hoca, kristale yaklaşmış ve onu incelediğinde fark etmiş ki, kristalin içinde güneşin bir parçası varmış! Bunun üzerine derin bir nefes almış ve mağaranın duvarlarına kazınmış eski yazıları fark etmiş. Yazılarda şöyle yazıyormuş:

“Güneşi gökyüzünden çalan, onun sırrını taşır. Sırrı çözmeden, ışığı geri veremez.”

Hoca hemen köylülere dönmüş ve demiş ki:

“Bu, bir bilmece! Güneş, bir şekilde buraya hapsedilmiş, ama onu geri getirebilmek için sırrını çözmeliyiz.”

Köylüler telaşla düşünmeye başlamış. Biri, “Belki onu kazma kürekle çıkarırız,” demiş. Diğeri, “Belki dua edersek geri gelir,” diye öneride bulunmuş. Ama Hoca başını iki yana sallamış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Bisikletle Macera

“Hayır,” demiş, “Bu iş fiziksel güçle olmaz. Güneş bilgeliğin ve aydınlığın simgesidir. O hâlde bilgelikle yaklaşmalıyız.”

Sonra derin bir nefes almış ve bilmeceyi çözmeye çalışmış. “Güneşi gökyüzünden çalan” kısmını düşününce, köyde kimin neyi çaldığını hatırlamış. Herkesin bir şeyler kaybettiğini fark etmişti. Belki de, güneşin kaybolmasının sebebi köydeki açgözlülük, cimrilik veya hatalı davranışlardı.

Bunun üzerine, tüm köylülere dönmüş ve demiş ki:

“Hepimiz kaybettiğimiz şeyleri bir düşünelim. Belki de, güneşin kaybolması bizim kendi yaptığımız hataların sonucudur. Eğer içimizi temizler ve hatalarımızı kabul edersek, belki de güneş geri döner.”

Köylüler bu sözleri duyunca başlarını önlerine eğmişler. Kimisi birine borcunu ödemediğini, kimisi komşusuna kötü davrandığını, kimisi de başkalarının malına göz diktiğini hatırlamış. Herkes teker teker hatalarını kabul etmiş ve pişmanlıkla birbirlerinden af dilemişler.

O anda, mağaradaki kristal titreşmiş ve içinden parlak bir ışık çıkmış. Işık gökyüzüne doğru yükselmiş ve karanlığın içinden yavaş yavaş güneş doğmaya başlamış. Hoca ve köylüler sevinç içinde gözlerini gökyüzüne çevirmişler. Güneş, eskisinden bile daha parlak parlıyormuş!

Köylüler büyük bir sevinçle birbirlerine sarılmışlar. O günden sonra, Akşehir köylüleri daha dürüst, daha cömert ve daha anlayışlı olmuşlar. Çünkü bilmişler ki, güneş sadece gökyüzünde değil, insanların içindeki iyilikte de parlamaktadır.

Nasreddin Hoca, başını göğe kaldırmış, gülümsemiş ve demiş ki:

“Güneşi kaybetmek kolaydır, ama onu geri getirmek için kalbimizin de ışıldaması gerekir.”

Ve işte böylece, Akşehir’e yeniden aydınlık gelmiş ve Nasreddin Hoca’nın bilgelik dolu hikâyeleri nesilden nesile anlatılmaya devam etmiş…

Evet çocuklar, masalımız burada bitiyor. Siz de Nasreddin Hoca Masalları kategorisinde bir masal yazıp bize gönderebilirsiniz. Göndereceğiniz masallar sayesinde binlerce çocuk masal okuyarak uykuya dalacak.

Nasreddin Hoca ve Iki Cesur Cocuk 2

Masal Abisi

Masal Abisi Olarak Değerli Okuyucularımıza Özgün ve Kaliteli Masallar Okuyoruz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu